SATRANÇ

• 8/1/2009 - TEK KİŞİLİK SIRLAR

 

Yörüğün kara devesini çalmışlar. Düşünmüş Yörük; “benim deveyi çalan üç kişiyse belledim anasını; iki kişiyse hele, hele; ama tek kişiyse eğer, gitti de gitti kara gözlü devem”…

Gençliğimizde karşıtlarımızla kavga eder çatışmalara girerken annem anlatmıştı: Oğlum kimseyi vurmayın. Kimsenin günahına girmeyin. Bak sana bir öykü anlatayım, bana da deden anlatmıştı:

Evel zamanda adamın biri arkadaşının karısına göz koymuş. Sonra arkadaşını bir kuytuda kıstırmış ve “seni öldüreceğim” demiş. Adam niye diye sormuş. “seni öldürüp karınla evleneceğim” demiş. Adam da demiş ki; “bak bunu yapma! Şu havada uçan çörtükler konuşur bir gün, seni ele verir, cezanı çekersin” demiş. Diğeri gülmüş, “hadi lan çörtükler konuşur mu” demiş ve kurşunu sıkmış.
Daha sonraki zamanda ölenin karısıyla evlenmiş. Gel zaman git zaman, ekin biçerken öğle yemeğine oturmuşlar. Bir rüzgar esmiş. Çörtük otları havaya kalkmış. Adam gülmüş. Kadın sormuş; “herif neye gülüyorsun?”. Adam demiş; “bak bakim şu çörtükler sana bir şey söylüyor mu?” demiş. Kadın; “çörtükler konuşur mu herif deli misin sen” demiş. Adam gülmüş; “ben de konuşmaz dediydim ama senin adam konuşur dediydi” diyerek cinayeti anlatmış. Kadın durumu anlayınca doğru “candarmaya” gitmiş ve adam da hapsi boylamış...

Dünyada hiçbir şey ebediyete kadar gizli kalmaz yavrum.
Suç işlemeyin. Kimse görmeyecek olsa bile suç işlemeyin.
Kimse görmezse dağlar taşlar sizi ele verir, aleyhinizde konuşur bir gün.
Bu dünya olmazsa ahiretde çekersiniz cezanızı.

Annem yedi yıldır felçli. Hala bize öyküler çıkarabilmektedir. Ozan dedemin kızıdır annem. Yeltenli Hüseyin Dedemin kızı… TRT kayıtlarında taş plaklarda türküleri vardır dedemin…



Dünyada her şey kendi zıddıyla birlikte vardır. Her yeni doğan şey, daha doğarken kendi karşıtını içerisinde taşıyarak doğar. Onun bize görünen ve “nitelediğimiz” yanı yalnızca öne çıkan, ağır basan, yükselen, belki aykırı düşen yanıdır.

Bazı anlar vardır. Sanki o an dünyanın sonu gibidir. Kaçan fırsat bir daha gelmeyecekmiş gibidir. Kaçan gerçekten fırsat ise gerçekten geri gelmez. Kaçan “fırsatçılık” ise korkmayın(!) o her an yanı başınızdadır. Şeytanla(!) beraber olduğunuz sürece, fırsatçılık her an yanı başınızdadır. Yararlanacağınız hiçbir fırsat yoksa, çevrenizde hiçbir dostunuz kalmamışsa bile yavrunuza ihanet edersiniz(?). Teke tek kalmışsanız, organlarınıza, bedeninize ihanet edersiniz. Ancak fırsatçı kişiler her fırsatta o fırsatın bir daha geri gelmeyeceği yanılgısı ve aptallığı içindedirler.

Bazı anlar vardır. Sanki o an dünyanın sonu gibidir. Kaçan fırsat bir daha gelmeyecekmiş gibidir.
İşte tam bu anlardadır: Yolun sonudur sizin için. Ya hep ya hiçtir. İki kötüden biri bile değildir seçiminiz, tek alternatifinizdir karşınızda duran. Her ne denli karşınızda varsa da bir başka haykıran, duyan kim, palavradır o, yalandır, sana ne verecektir, senin bunda çıkarın nedir, bak burada bana 20 santim veriyorlar seninki kaç santimdir.

Kimi zaman inanarak,
Kimi zaman zorlanarak
Kimi zaman aldanarak
Kimi zaman işkence ile
Kimi zaman fışkırarak
Kimi zaman bulut olarak
Kimi zaman hıçkırarak
Kimi zaman bilerek
Kimi zaman bir damla taviz vermeden ÖLEREK

Karşınızdaki tek alternatife teslim olursunuz.

İhanet tam bu anlarda kapınızı çalar. Şeytan bu anlarda size yavrunuzu teklif eder. Dostunuzun kanlı başı tam bu anda istenir sizden. 20 Santime tam bu anda teslim edersiniz kendinizi. O an bir kahraman gibi duyumsayabilirsiniz de kendinizi. Ama tarih bir gün teslim olduğunuz yerle birlikte çöplüğe atıverir sizi. Sizden çöp bile olmaz. Un ufak olursunuz. Tarihin çelik potalarında erir kaybolursunuz. Adınız bile okunmaz gelecek nesiller arasında. Yok var ise eğer; YOK olursunuz!

Tarihin size verebileceği en büyük ödül, HAİN olarak anılmanızdır.

Hainliğin büyüğü ve küçüğü olmaz. Öyle ki, yalnızca kendi beyninizde bile ihanet etseniz, yine de hainsinizdir. Dilinizle davranışlarınız sürekli olarak çelişir. Siz bu çelişkinin farkına varılmadığını ve çevrenizi aldattığınızı sanırsınız. Oysa adımlarınız sürekli sizi ele vermektedir. Siz kendinizi kendi ellerinizin dışındaki ellere vermekte olduğunuz için, sizi tanıyanlar sizi her adımınızda fark ederler. Siz aldattığınızı sanadurun. Kurtuluşunuz yoktur ve en sonunda yavrularsınız milletin ortasında. Doğan piçinizi saklayacağınız yer yoktur. Hiçbir beze saramazsınız. Hele ki ülkemde yetişen pamuklardan dokunan hiçbir bez, hiçbir kumaş bu piçi kundaklamaz. Kalakalırsınız ihanet ettiklerinizin vicdanı önünde çırılçıplak. Sizi kurtaracak olan yine de ihanet ettiklerinizin insafıdır. Bu fırsatı kaçırmamak, fırsatçılıktan kazandığınız deneyimleri son kez kullanma fırsatıdır. Bazen de kaçırırsınız ve bir alt üst oluş dönemine rastlarsanız, kim vurduya gittiğiniz de olur. Kim vurduya götürdüğünüz kişilerle ödeşmenin de tek yolu olur bu. Ardınızı arayan soran da olmaz. Hizmet ettiğiniz ihanet odaklarının temsilcileri ise, mezarınıza bile gelmez. Yok var ise eğer; YOK olursunuz.

Ben senin ağzına dayadığım biberonla seni büyütmeye çalışırken, sen duyduğun süt kokusuna güvenerek, bana kafa tutmaya kalkarsan, sadece kalkmış olursun. En kısa zamanda da layık olduğun yere oturursun.

Açığa çıkmamış pek az sır vardır yeryüzünde.

"Herkesin önünde yapamayacağın bir şeyi, yalnızken de yapma" demiş Hz.Muhammed.

( Söyleyenlerin yalancısıyım, ama söylenen doğru; "etik" denilen şeyin ta kendisidir bu)

Her zaman Marks'tan mı alıntı yapacağız, bu gün de Hz.Muhammed'ten aldık. İnsanlık yararlı şeylerin toplamını, yararsız şeylerin toplamına karşı savunmaktır bir bakıma.

Herkes Muhammed olur ama "hazret" olmak başkadır, başka!...


İki orospu çocuğundan biri diğerini aşağılıyormuş; “benim annem senin anneni kerhanede görmüş”… Diğeri altta kalmamış; “senin annenin işi neymiş orada?”…

Ben bu denli ihanet öyküsü anlatabilmek için birisine ihanet etmiş olmam gerekir mi?
Bokun bok olduğunu anlamak için, boku yemeye gerek var mıdır?
Tarih bilimi; boku yemeden boku anlayabilmenin bilimidir.

İşlemediğim bir cinayetten ölüme mahkum edildim.
Savunma tanığım; beni kurtaracak olan tanık “başıma bir iş gelir ne olur ne olmaz” diye tanıklık yapmadı. Bu tanık sonradan verem oldu.
Bir tek tanık vardı aleyhime tanıklık eden, o da kimi odakların baskısı ile yalan yere tanıklık yapmış, sonraki süreçte gırtlak kanseri olmuş ve mahkemeye başvurarak, vicdan azabı çektiğini, beni yalan yere suçlamak zorunda kaldığını itiraf etmişti.
Bu arada “pişmanlık yasasından” yararlanmak için bir yalancı tanık daha ki, “cıgaramdan yanar, suyumdan içer” kendisine yardım etmeye çalıştığım bir şahıs, kendini idamdan kurtarmak için, sözüm ona olay hakkında “itirafçılık” yaparak sahneye çıktı ve bir tek bu adamın ifadesine dayanarak, delilsiz olarak ölüme mahkum edildim. Aynı tanıklar ve delillerle bu gün yargılansam, milyon kez beraat ederim. Hukuksuzluk içerisindeki bir süreçte sonuç öyle oldu.
Ben ihanetleri, ihanetlerin en ağırına maruz kalan bir kurban olarak tanıdım. Yoldaşlarının ihanetine, yurttaşlarının ihanetine kurban olarak. İyiliğin , insanlığın, onurun, yiğitliğin, delikanlılığın, devrimciliğin, yurtseverliğin ödülü bazen budur.

Tahsin Saraç’tan bir şiirle noktalayacağım:

asılmış bir al umuttan
karagücün korku dalında
şu can topraktaki üç fidan ölü.
ve artık ölmezliğin son boyutundan
göverir yeşil bahar yağmurlarında
denizgülü, yusufgülü, hüseyingülü.

ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.

kançiçeği sökünü arkalarından.
açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında
devrimin kankalesi karşıyaka gömütlüğü.
ve gençlik günlerine doymamışlık dağından
bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda
gezmişgülü, aslangülü, inangülü.

inanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.

karşıyakanın üç gülü
yürek dalıma gömülü
karşıyakanın üç gülü
tüm kançiçekleriyle

Göz pınarıma gömülü.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 8/1/2009 - STAUNTON, KASPAROV, ANAND VE DSM.


Garry Kasparov’un “Benim Ustalarım” adlı yapıtında, “giriş” bölümünde bir “girişim” var!...

Diyor ki Kasparov:
“Yaygın efsaneye göre satranca benzer ağır tempolu bir savaş oyunu hemen hemen iki bin sene önce Hindistan’da doğmuş ve yavaş yavaş şekil değiştirerek Orta Asyan’nın güneyinden, İran’dan ve Ortadoğu ülkelerinden çok uzun bir yol kat ederek, İber Yarım adası’na ulaşmıştır. Bununla beraber Avrupalılar satrancın “Hint” versiyonuyla ancak XVII. Yüzyılın sonunda tanışmışlardır. Ancak geçerli olan bir tek şey iddia edilebilir: Çağdaş satranç XV. Yüzyılda Akdeniz’de ortaya çıkmıştır. O andan itibaren psikolojik savaşın modelliğini yapan entelektüel bir oyun haline gelen satranç, bir Avrupa icadıdır.”

Bu paragraftan aklınızda kalan ne olur: “satranç, bir Avrupa icadıdır” ?!...
Sizce ne demek istiyor Kasparov burada?
Şunu mu demek istiyor:
Büyük hırsızlıklar, büyük meşruiyetler ve makamlar gerektirir!...
Hindistan’dan dünyaya akan “bu güzel nehrin” akışını tersine çevirip, Staunton’dan dünyaya akan, bir süre sonra da ana kaynağın aslında, Akdeniz’de Filistin’den çalınan İsrail topraklarında olduğuna dair bilimsel araştırmanın (!) “ilk kamasını” dünya kamuoyunun “beynine” sokabilmek için, önce bu güzel nehirde iyi bir yüzücü olmak gerekir ki; ben bunu elde ettim; Ben bu nehir içerisinde dünya şampiyonu oldum. Şimdi ne dersem inanacaksınız bana. BEN diyorum ki; Satranç bir Avrupa icadıdır. Aslında bir Akdeniz ülkesi (!) olan İsrail’de doğmuştur. Hint çapulcuları (!) bu oyunu Avrupa’dan çalmışlardır. Avrupa da İsrail’den çalmıştır.

Staunton da bir Yahudi miydi bilmiyorum. Ama Garry Kasparov Yahudidir. Azerbaycanlı dostlarımızdan dinlediğim kadarıyla; Yahudi lobisi tarafından desteklenmektedir.
Yukardaki satırlar Kasparov’un “ustaları” hakkında ciddi kuşkular içermektedir!… Kasparov baştan beri dünyayı yönetenler arasındaki Yahudi lobisinin bir eseri midir?...

Hitler’in de aslında bir Yahudi olduğunu biliyor muydunuz?
Musa peygamberin, iki eşi vardır. Bu eşler arasında çıkan çıkar kavgaları Yahudileri kendi aralarında klikleştirmiştir. Bu nedenle Hitler, kendi soyundan saymadıkları diğer Yahudileri yok etmek amacıyla, söz konusu soykırımı başlatmıştır. Yani, Hitler’in eylemleri aynı zamanda Yahudi ırkları arasındaki etnik bir arındırmadır. Bu katliam için Hitler Almanya’daki en büyük makamı işgal etmiştir önce! Hem de iktidara gelirken “sosyalist” söylemlerde bulunmuş ve Almanların ruhunu okşayan “ari ırk” düşüncesini, Nietzsche’ye dayandırmıştır. Nietzsche, hitlerin fikir babası olarak görülmektedir…

Tüm bunların tek bir amacı vardır. Hakim olmak! Sahip olmak! El koymak! Gasp etmek! Çünkü büyük hırsızlıklar büyük meşruiyetler ve makamlar gerektirir. Yoksul bir köylü olarak uluslar arası bir ihaleden pay kapmanız olası değildir. Gidip bir yerlere BAŞ olmanız gerek önce!

Acaba diyorum;
Anand, Garry Kasparov’un satranç üzerindeki bu zihin bulandıran girişimine yanıt vermek için mi sahneye çıktı?... Çünkü büyük hırsızlıklar yoluyla çalınan malı geri alabilmek de, büyük makamlar ve büyük meşruiyetler gerektirir.

Düşün Satranç Merkezi de kalkmış
Staunton’un torunlarının elinden, Satranç figürlerini alacağım diye uğraşıyor.
Yedirirler mi?
Yedirmezler!
Kimler?

Düşün Satranç Merkezi’nin takımlarını turnuvanın ikinci turunda masalardan toplatanlar!
İyi ama kim bunlar?

Öne çıkın!

Kimsiniz siz?
Kimliğiniz?
Kimliksiz misiniz?

Bu hesap görülecek!
Ya siz benim hesabımı görür, defterimi dürersiniz, ya da ben sizin!...

Tüm sporların barışa endeksli yarış olduğunu söyleye geldik!

Eğer gerçekten barış istiyorsanız, Satranç taşlarından çaldığınız kültürü iade edeceksiniz!

Ya da taşların üzerinden dini sembolleri kaldıracaksınız!

Satranç taşları üstüne dünya barışını simgeleyen bir dizi sembolü hep beraber yerleştireceğiz.

Bu güzel nehrin Hindistan’dan dünyaya aktığını da asla inkar etmeyeceksiniz!

Nehrin kilometrelerce ve yüzyıllarca uzayan kolları üstündeki icatları, nehrin kaynağı olarak göstermeyeceksiniz.
Biz bunun bir hırsızlık olduğunu hep haykıracağız!
“psikolojik savaşın modelliğini yapan entelektüel bir oyun haline gelen satranç” dediğiniz bu güzel “nehrin”
Psikolojik barışın modelliğini yapan entelektüel bir oyun haline gelinceye değin bu savaşımı sürdüreceğiz.

Bu yazının her türlü muhatabı; benim yaşamımdan sorumludur!
Doğuştan sarılı olduğum ak kundak
Hiç çıkmadı benim üstümden!
Bir beyaz giysi hep üstümdedir; kırmızısını arar durur
Vurursa beni hainler vurur
Bana sıkılacak her kurşun
Olsa olsa beni
“kırmızı beyaz” yapacaktır!
Gidin!
FİDE’nin gönderine bu bayrağı çekin!
Varlığım
Türk varlığına
Dünya barışına
Dünya barışı yolunda her türlü savaşa armağan olsun!...

Hüseyin AKTAŞ
 
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Satranç size hayatı öğretir...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Türkiye Satranç Federasyonu
ASEM
Antalya Satranç Haberleri
Satranç Forumu
Satranç

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlar

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:7
Son Sayfa | Sonraki Sayfa