Demokrasi savaşımı verenlerin, bu savaşım yoluyla ulaşmak istedikleri yaşam biçimi ya da oluşturmak istedikleri koşullar, ne yazık ki demokrasinin içinde yoktur. Bir tür paradokstur bu aslında; “bile, bile lades” ya da… Ne var ki sosyal varlıklar, bu savaşım içinde yetişirler!... Bertrant Russell der ki; “Kaostan sonra gelmesi gereken yönetim biçimi mutlak olarak diktatörlüktür. Çünkü sorun önce hükümet etme, duruma çeki-düzen verme sorunudur. Daha sonra, kurulan düzenin eksiklerini gidermek için yapılan mücadele, demokrasi mücadelesini oluşturur. Tarihsel olarak demokrasi, diktatörlükten sonra gelir.” Gelir de ne olur? Gelmez aslında, gelir gibi olur! Bu geliş-gidişler arasında bir savaştır alır başını gider. “Ömrünüzün yarısı gider talana / sual eylersiniz sizden evvel gelene”… Sonuçta demokrasi dedikleri, “EyiLEŞTİRİLmiş” diktatörlüktür aslında! Her ikisi birden bir yönetim aracıdır. En demokratik kabul ettiğiniz sistemler bile bu yüzden diktatörlük reflekslerine sahiptir. Zaman, zaman “kollama ve koruma” kuvvetleri bu refleksleri “active” ederek demokrasiyi kollar, kollarını boynuna dolar ve kurtarırlar… Kimse sizi konuştuğunuz için tutuklamaz demokrasilerde. Tartıştığınız ,eleştirdiğiniz için hapse atmazlar, forumdan çıkarmazlar!! Ancak küfür, hakaret, “posta koymak”, “adamın ciğerini sökmek”, düelloya davet etmek, demokrasinin diktatörlük refleksleriyle muhatap olmak zorundadır. Demokrasi dediğimiz sistem buna gerekser (muhtaç) durumdadır. Her işte bir hayır olduğu halkımızca söylene gelmiştir ve bu söz tamamen bilimseldir; kötünün içinde iyi, iyinin içinde kötü; şerrin içinde hayır, hayrın içinde şer olabilir. “Bir musibet bin nasihatten yeğdir”. Demokrasi savaşımında, tutuklanmaktan, hapse atılmaktan ve forumlardan atılmaktan korkmamak gerek. Çünkü bu durumdaki arkadaşlar bol, bol kendilerine zaman ayırma, muhasebe ve özeleştiri yapma, kitap okuma fırsatı bulurlar! İsteyen arkadaşlara “İmla Kılavuzu” ve “Türkçe Sözlük” gönderebilirim !... Saygılarımla HÜSEYİN AKTAŞ
|