SATRANÇ
• 5/5/2009 - FİLİS-TİN, FİLİS-DİN YA DA KANLA BOYAMAK!!
Aşağıdaki yazıyı Gazze katliamı sırasında kaleme aldım. Bu güne değin yayınlamayışımın nedeni, bir gerçeği canlı bir şekilde ortaya serebilmekti. Nedir o gerçek? Şudur: Hepimizin balık hafızalı insanlar haline getirilişimiz!... Gazze Katliamı sırasında hepimiz İsrail'i kınadık ama şuan unuttuk değil mi? Geriye ne kaldı?
Bu yazının satrançla ilişkisini sorgulayacaksınız okuduktan sonra. Belki moderatör arkadaşlar ilişki kuramayınca yazımı Hayata daire taşıyacak. Ama bu yazı satrançla ilişkilidir, satranç da bu yazıyla ilişkili olmalıdır! Dünyayı anlamanın bir aracı olarak satranç öğrendim ve öğretiyorum ben. Satranç bir araç olmalıdır bizler için. Ama'ç olduğu gün amacından sapmış olacaktır.
Bizim ülkemizde ve dünyada satrancın yeni bir afyon olmaması dileğimdir. Bu nedenle satranççılar dünya olayları ile ilgilenmelidir. Nice varyantlarda zeka fışkıran satranççılar, aynı zekayı Dünyayı Ve Olayları anlamak için de kullanmadığı sürece ne satrancın bir anlamı kalır ne de yaşadığımızı sandığımız hayatın bir anlamı kalır.
FİLİS-TİN, FİLİS-DİN YA DA KANLA BOYAMAK!!
Tel Zaatar katliamı olduğunda çocuk yaşlardaydım, ama siyasal düşüncelerle, felsefe ile tanışma dönemimdi ve olayı algılayacak bilinçteydim. Şimdi kendi çocuklarımın katılmasına kıyamayacağım sokak eylemlerine de o tarihlerden beri katıldım, yaşamın her anında Filistin davası yanında oldum. Tel Zaatar katliamından birkaç yıl sonra 19 yaşındaydım ve dernek çalışmalarımız içerisinde, Filistin ve İsrail konulu bir semineri ben hazırlamıştım. Filistin’i Tel Zaatar katliamı ile derinden tanımıştım… O günden beri içimde kanayan bu yara hiç dinmedi…
12 Eylül 1980 önceleriydi. İnternet yoktu. Gazeteler çoğunlukla siyah beyaz yazılarla doluydu ve okunurdu. Basın bu denli boyanmamıştı… İnsanlar bu denli aldanmamıştı…
Emperyalistler kar hırsıyla kudurdukça, basını, medyayı boyamakla kalmayıp, sokakları da kan ile boyamaya başladılar. Sokaklar yetmedi, ülkeler kana boyanıyor artık… Dünya kana boyanıyor. Dünyayı kana bulayanlar belli ama insanların bilinçleri bulanık… Bilinçler kan ve irinle bulandırılıyor…
Şimdilerdeki Gazze katliamı başlayalı beri düşünüyorum. Her alandaki tepkileri izliyorum. İnsanlığın bir gün kazanacağına olan umudumu yitirmemekle birlikte, gördüğüm manzara karşısında hiç de umutlu değilim. Ortaya konan tepkiler, tam da emperyalistlerin istediği tepkiler olarak gelişiyor!...
Hunharca katledilen dünya halkları, “basını boyamakla” aynı içerikte ve amaçta olan, insanların bilincini kanla boyamaktan öte bir anlam taşımayan katliamlar sonrasında, Allaha sığınmaktan başka bir şey yapmıyor ki; Emperyalistler tam da bunun için katliam yapıyorlar! Çaresizlik duygusu bir ateisti bile Allah’a yöneltecek, Allah’a dua ettirecek denli acıdır! Hele ki bu çaresizlik bebeklerin bile katledildiği insanlık dışı yöntemlerle, savaş kurallarını çiğneye, çiğneye yapılan, sonuna değin kalleşçe ve eşit olmayan bir savaş içerisinde yaşanıyorsa…
Katliamlar insanları dinsel kökenli gericiliğin kucağına itiyor. İsrail vuruyor, Ortadoğu halkları dini örgütlenmelere sarılıyor. Oysa dünya üzerindeki tarikatların %70’ini emperyalistler finanse ediyor ve bu finansman faaliyetinin taşeronu olarak da merkezi Pentagon olmak üzere, Mossad kullanılıyor!
Sorunu çözecek olan, bilimsel temelli örgütlenmeler yerine tarikatlar, yardım kuruluşları devreye giriyor, ortaya konan çözümler, üç beş yıl sonra katledilecek yeni Filistinli çocukların yetiştirilmesinden öte gitmiyor. Yapılan ateşkes sonrasında arabuluculuk görüşmeleri sürerken, sözüm ona uluslararası yardım kuruluşları iyilikseverlik gösterisi yaparken ve kendilerini böylece maskelerken, aradan bir on yıl kadar geçiveriyor ve katledilecek yeni gençler yetişmiş oluyor ve İsrail yeniden sahneye çıkıyor vuruyor, vuruyor, vuruyor! Hep beraber Türkiyeliler de, orta doğu halkları da “kahrediyoruz” İsrail’i, yardım kampanyaları açıyoruz, yaraları sarıyoruz!.. Emperyalistler ise kazançlarına kazanç katmaya devam ediyor. Açık işgallerin sona erdiğinin söylendiği bir çağda, Atlantik ötesinden, binlerce kilometre uzaktan gelinerek ülkeler işgal ediliyor…
Dinsel kökenli gericiliğin taşeron örgütler olarak kullanılması yoluyla, halkların bilimsel temelli örgütlenmeleri engellenmektedir. Ortadoğu’daki hakimiyet ve sömürgeleştirme çalışmaları, “Radikal İslamcılıkla” ayrı, “Ilımlı İslamcılıkla” ayrı bir koldan yürütülmekte, emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda sözde İslami örgütler eni konu kullanılmaktadır! Türkiye için yazılan reçetede tırnakları sökülmüş, dişleri çekilmiş, başına çuval geçirilmiş, emperyalizmin hizmetçisi durumuna getirilmiş “Ilımlı İslamcılık” yürürlüğe konulurken, Afganistan, Irak ve Filistin için radikal İslamcılık daha geçerli ve etkin bir “ilaç” olarak kullanılmaktadır! ABD emperyalistleri “Radikal İslam” sayesinde, Afganistan’ı altın tepsi içerisinde elde etmişlerdir! Filistinli çocuklar, her beş on yılda bir, ortaçağ arenalarında aslanlara yem edilen insanlar misali, emperyalistlerin katliam gösterilerine malzeme yapılmaya devam ediliyor. Bu gösteri karşısında ise bizlerin yaptığı, gözleri görmeyen, bilinci kanla kapanmış vicdanımızı rahatlatmaktan öte bir şey değildir!....
İnsanlığın erken dönemlerinde toplumu ve bireyi düzenlemek ve eğitmek üzere ortaya çıkan DİN kavramı ile, insanın doğa ve ölüm karşısındaki çaresizliğine bir yanıt olarak yaşanan ve her bir insanın yaşamasında sonuna değin özgür olduğu İNANÇLAR ile benim sorunum yoktur! Hatta tamamen insancıl nedenlerle bu inançları savunan insanların, dünyanın birçok noktasında emperyalistlere karşı bir direniş unsuru olarak konumlandıklarını, emperyalistlerin ise bu durumdan hiç de hoşnut olmadıklarını düşünüyorum. Bu alandaki sorun herkesin kendine aittir. Benim sorunum, siyasi ve ekonomik arenada, insanların sermaye çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesi için kullanılan, çıkış ve doğuş nedenlerine yabancılaşmış, bir kılıf olarak kullanılan, insanların yanlış yollara saptırılması için kullanılan yöntemlerden, örgütlenmelerden bahsediyorum!
Şimdi biraz gerilere gidelim. İsrail nasıl kuruldu? İsrail’in kuruluşu sözüm ona 2000 (İKİ BİN) yıllık bir efsaneye dayanır! (Her türlü eylem mutlak bir ideolojik gerekçe bulmak zorundadır; bazen gerçek bazen yalan!) İddiaya göre 2000 yıl önce İsrail Oğulları bu günkü Filistin topraklarından Filistinlilerce kovulmuştur ve dünyanın her yerine dağılmışlardır. Bir zaman Filistin’den toprak satın almaya başlayan Yahudiler İkinci dünya savaşı sonrasında, 1948 yıllarına doğru, Filistin topraklarının %6’sına (Yüzde altı!) sahip olurlar. Daha sonra Amerikan güdümlü Birleşmiş Milletler girişimiyle, bölgede bir Yahudi devleti projesi gündeme getirilir. 14 Mayıs 1948’de de İsrail devletinin kuruluşu resmen ilan edilir. İlk tanıyan ülkeler arasında %99’u Müslüman diye övünülen Türkiye’nin de bulunması dikkat çekicidir!
İnsan bir an, Yahudilerin de yüzyıllar önce bu topraklarda yaşadığını ve sanki anayurtlarına, anayurtlarını yeniden satın alarak döndüklerini, eh bir devlet de kurmalarının normal olabileceğini düşünebilir. Ancak tarihin tekerleği öyle dönmüyor. Bu mantıkla bakıldığında Yunanistan Anadolu’dan, Türkler orta Asya’dan toprak mı talep edecek? Kavimler göçü geri mi dönecek? Hayır! Böyle değil! İsrail bir kukla devlettir! Bir hayale, zora ve işgale dayalı olarak kurulmuştur. Hukuki bir devlet değildir? Yahudilerin bir ulus mu yoksa dinsel kökenli etnik bir gurup mu oldukları bile tartışmalıdır. Varlıkları uluslaşma teorisine aykırı bir süreç izlemiştir. Ulus olmanın ölçütleri dışındadırlar. İsrail’i oluşturan kavim, soy, klan ve benzeri unsurların dil, tarih ve toprak birliği yoktur! İsrail emperyalistler tarafından Filistin topraklarının %6’sı satın alınarak bölgede bir Amerikan karakolu olarak kurulmuştur. Ülke ve devlet diye tüm dünyaya yutturulmaya çalışılmaktadır. Tüm dünyanın gözleri önünde Filistin adım adım işgal edilmiştir. İşgal eden Amerika’dır. Amerika burayı işgal ederken Yahudi efsanelerine dayanarak saksıda ulus ve devlet yaratmıştır! İsrail’in ömrü Amerikanın Ortadoğu’dan kovuluşuna değindir. Ya da Amerikan kapitalizminin Amerikan emekçilerince yıkıldığı gün, İsrail de yıkılacaktır!
Bir toprak parçasının ülke, üzerindeki siyasi yapının da devlet kabul edilmesi için, o toprak parçasının bir ulus tarafından, ulusun kendi özgücüne dayalı olarak zapt edilmiş hakimiyet altına alınmış olması gerekir! İsrail ise, Amerikan transferleriyle devşirme Yahudi topluluklarıyla, Amerikan sermayesi ile kurulmuştur ve Amerika’nın, Ortadoğu petrollerine konma çabasının ilk kaması ve karakoludur! Ülke ve devlet değildir!
Büyük hırsızlıklar büyük organizasyonlar gerektirir ve İsrail çok büyük bir Amerikan organizasyonudur! Amerika kadar büyüktür, Amerika kadar da küçüktür!.. Sorun büyüklüğünün ve küçüklüğünün bilince çıkarılması sorunudur ve bu bilinç temelinde bilime dayalı olarak örgütlenme sorunudur! Bu olmadığı takdirde arada bir Amerika’nın ve onun jandarmalarının dünyaya izlettiği KAN ŞOVLARI izlemeye devam edeceğiz!.. Bilincimiz kanla örtülmeye, kanla boğulmaya devam edecektir.
Yetmişli yıllarda Filistin’e baktığımızda FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) içerisinde ve dışarısında yer alan irili ufaklı bir çok Filistin direniş örgütlerinin tamamına yakını yok edilmiş durumdadır. Bu operasyonu en önemli aktörü ise HAMAS örgütüdür. HAMAS örgütü Filistinli direniş örgütlerini yok etmek için İsrail tarafından desteklenmiştir. İsrail-HAMAS ilişkisi, Amerika- Bin Ladin ilişkisi gibidir!.. Sözüm ona İsrail’e karşı olarak kurulmuştur ama İsrail taşeronudur! Göz boyayıcı eylemlerle Filistin gündemine girmiş, gerçekten Filistin davasını savunan örgütleri bir bir yok etmiş, şimdi de İsrail çıkarları doğrultusunda görevine devam etmektedir! Oynanan oyun çok büyüktür ve hem İsrail’den hem de Filistin’den hayatını kaybedenlerin hayatlarının hiç mi hiç önemi yoktur; Amerika’yı da yönetenler arasında bulunan Yahudi lobisi ve Amerikan emperyalizmi açısından Filistinli insanlar, birer kasaplık koyundan ibarettir… Üzeri KANLA örtülen Ortadoğu pazılının dili bu gerçeği bağırmaktadır!.. Ancak insanların gördüğü ve duyduğu bu değildir! Çünkü Amerikan burjuvazisi ve oligarşisi dünyayı ve insanların bilincini kan ile, katliam ile boyamaktadır! Kitaplarımız, gazetelerimiz, televizyonlarımız, radyolarımız derken, topraklarımız bebeklerimiz, çocuklarımız kan ile boyanmaktadır!
Duyulan acı, nefret, dehşet, zulüm bilincimizi karartacak, yok edecek denli ağırdır ve küresel terör ile amaçlanan da budur! Çaresizlik karşısında sığındığımız tek güç Allah olmaktadır! Bunu emperyalistler de böyle istemektedir! Allah’a sığınalım; başka bir şey yapmayalım! Yapalım mı? O halde haydi HAMAS göreve! Saptır! Bilimden saptır! Tehlikeli oluşumları yok et! Bu senin en kutsal görevin!...
Filistin HAMAS gibi gerici örgütlerden kurtulmadığı sürece, daha çok evladını KAN ŞOVLARA kurban edecektir! HAMAS, gerçek anlamda İslami bir örgüt değildir! Amerikan güdümlüdür! Suudi Arabistan tarafından desteklenmektedir, Irak işgali sırasında da Suudi Arabistan’ın tavrı herkesçe malumdur!
Evet; Filistinli çocuklar “ihtiyaç” oldukça, dünyaya ibret olsun diye, Amerikan’ın Küresel işkence örgütlerinden biri olan İsrail tarafından kana belenmektedir!...
Bu vahşete dur demeye tek başına artık Filistin’in gücü yetmeyecektir. Emek güçlerinin bilime dayalı örgütlenmeleriyle yeryüzünün her bir yüzünde emperyalizme karşı direniş cephelerinin açılması gerekmektedir! Sermayenin küreselleşmesine koşut olarak küreselleşen teröre karşı, emeğin küreselleşmesini (Enternasyonal’in amacı buydu!...)sağlayacak örgütlerin kurulması ve emperyalistlerin terörüne karşı emek cephesinin her yoldan, her koldan direnişinin hayata geçirilmesi gerekmektedir! Emperyalistlerle emek güçlerinin çelişkisi uzlaşmaz bir çelişkidir ve uzlaşmaz çelişkilerin tek çözüm aracı şiddettir! Onların şiddetine karşı halkların şiddet uygulama hakkı çoktan doğmuştur ve halklar bu hakkını kullanmadan bu belanın yeryüzünden silinme olanağı yoktur!
İsrail barış istemiyor; çünkü onların kan dökmeye gereksinimleri var! Bu nedenle barış yanlısı örgütler Hamas’a yok ettirildi. Sözde radikal İslam olan Hamas sayesinde, İsrail’in Filistin’e saldırı imkanları sürekli kılınmaktadır. Usama Bin Ladin bahane edilerek Afganistan’a girildiği gibidir durum. İsrail’e aslında toprak da gerekli değildir. Amaçları dünyaya korku salmaktır. Filistinli çocuklar ise bunun malzemesi yapılmaktadır. Çünkü Filistin bu gösteri için uygun noktadır. Öyle ya, 2000 yıl önce İsrail Oğulları, Filistinlilerce bölgeden kovulmadı mı?! Burası aslında İsrail Oğullarına ait değil miydi?! Yani ideolojik- teorik dayanak(!) var. Sözüm ona Hak- Hukuk ise işte bu “haklılık” da var. O halde bu savaş meşrudur! Direniş de var. O halde savaş da olacak! Bundan daha iyi bir gösteri alanı olabilir mi? Bu iddiayla adam gelip de Konya’da katliam yapacak değil ya! Filistin en uygun yer.
Filistin başka neye uygun? Orta Doğuya Akdeniz’den; Akdeniz’e Orta Doğudan giriş çıkış için uygun. İlk karakolun bu bölgede olması fena fikir değildir. İkinci karakol Irak olabilir mi? Irak’taki “Kürdistan”… Bakın onlara da ne diyorlar: “Iraklı Kürtler Yahudilerin “Kayıp 13. Kavmidir”… Iraklı Kürtlerin dillerinde bilmem kaç tane İbranice sözcük varmış, bu sözcükler de bu iddiayı kanıtlıyormuş...
Üçüncü karakol Afganistan’da inşa edilebilir mi? Çine değin bir Amerikan İmparatorluğu buradan yürüyebilir mi? Büyümekte olan Çin sırtından kuşatılabilir mi? Rusya’nın Orta Asya’ya olan egemenliğine buralardan karşı konabilir mi? Asya’nın madenleri petrolleri bu hattan gasp edilebilir mi?
“Türkiye mi? Orası da neresi? Ha, soğuk savaş zamanında Sovyetleri sırtından vurmak için mükemmel bir ülkeydi. Yıllarca kendilerini “küçük ortak” sandı garipler. Ama şimdi ihtiyacımız kalmadı. Biraz daha çalışarak belki orayı da silebiliriz haritalardan…”
Filistinli çocukları katledenler, bu ülke; Türkiye için de böyle düşünüyorlar! Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın!
Şimdi bize gösterilenlerden kuşku duyma zamanıdır! Soru sorma zamanıdır! Derinlemesine bilme zamanıdır! Bilme, davranma, örgütlenme zamanıdır.
Bağımsız Türkiye sloganları ile sokaklara çıktığımızda katledildik! Altıncı Filo’nun askerlerine sopa çekerken de katledildik! Bizleri katledenler ya da katlimize seyirci kalanlardan bazıları da bugün “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” demeye başladılar. “Hayın tuzaklarda kan uykularda vurulanların” sesi yeni yeni anlaşılıyor. Mahsuni Şerif yıllar önce; “Dünyayı kana boyayan Amerika katil, katil” dedi, yeni anlaşılıyor. Maraş'ta Sivas'ta 2 Eylül 1980 öncesi tüm katliamların ardında onlar vardı! 37 İnsanı Madımak’ta diri diri yakanlar da onlardı! Onlar dünyanın her yerinde örgütlendiler. Ellerinde kana belenmiş sermayeleri var!
Onlar ki savaşları bile kirlettiler!...
Bizlerin ellerindeki ve beynindeki emeğin değerini anladığımız gün, bununla ne yapılırmış anladığımız gün, emek olmadan yemek olmazmış anladığımız ve anlattığımız gün, Filistin ya da yeryüzünün herhangi bir yüzü, bakın nasıl güldürecek yüzümüzü!
O gelen büyük güne selam olsun!...
Saygılarımla... |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 8/1/2009 - TEK KİŞİLİK SIRLAR
Yörüğün kara devesini çalmışlar. Düşünmüş Yörük; “benim deveyi çalan üç kişiyse belledim anasını; iki kişiyse hele, hele; ama tek kişiyse eğer, gitti de gitti kara gözlü devem”…
Gençliğimizde karşıtlarımızla kavga eder çatışmalara girerken annem anlatmıştı: Oğlum kimseyi vurmayın. Kimsenin günahına girmeyin. Bak sana bir öykü anlatayım, bana da deden anlatmıştı:
Evel zamanda adamın biri arkadaşının karısına göz koymuş. Sonra arkadaşını bir kuytuda kıstırmış ve “seni öldüreceğim” demiş. Adam niye diye sormuş. “seni öldürüp karınla evleneceğim” demiş. Adam da demiş ki; “bak bunu yapma! Şu havada uçan çörtükler konuşur bir gün, seni ele verir, cezanı çekersin” demiş. Diğeri gülmüş, “hadi lan çörtükler konuşur mu” demiş ve kurşunu sıkmış. Daha sonraki zamanda ölenin karısıyla evlenmiş. Gel zaman git zaman, ekin biçerken öğle yemeğine oturmuşlar. Bir rüzgar esmiş. Çörtük otları havaya kalkmış. Adam gülmüş. Kadın sormuş; “herif neye gülüyorsun?”. Adam demiş; “bak bakim şu çörtükler sana bir şey söylüyor mu?” demiş. Kadın; “çörtükler konuşur mu herif deli misin sen” demiş. Adam gülmüş; “ben de konuşmaz dediydim ama senin adam konuşur dediydi” diyerek cinayeti anlatmış. Kadın durumu anlayınca doğru “candarmaya” gitmiş ve adam da hapsi boylamış...
Dünyada hiçbir şey ebediyete kadar gizli kalmaz yavrum. Suç işlemeyin. Kimse görmeyecek olsa bile suç işlemeyin. Kimse görmezse dağlar taşlar sizi ele verir, aleyhinizde konuşur bir gün. Bu dünya olmazsa ahiretde çekersiniz cezanızı.
Annem yedi yıldır felçli. Hala bize öyküler çıkarabilmektedir. Ozan dedemin kızıdır annem. Yeltenli Hüseyin Dedemin kızı… TRT kayıtlarında taş plaklarda türküleri vardır dedemin…
Dünyada her şey kendi zıddıyla birlikte vardır. Her yeni doğan şey, daha doğarken kendi karşıtını içerisinde taşıyarak doğar. Onun bize görünen ve “nitelediğimiz” yanı yalnızca öne çıkan, ağır basan, yükselen, belki aykırı düşen yanıdır.
Bazı anlar vardır. Sanki o an dünyanın sonu gibidir. Kaçan fırsat bir daha gelmeyecekmiş gibidir. Kaçan gerçekten fırsat ise gerçekten geri gelmez. Kaçan “fırsatçılık” ise korkmayın(!) o her an yanı başınızdadır. Şeytanla(!) beraber olduğunuz sürece, fırsatçılık her an yanı başınızdadır. Yararlanacağınız hiçbir fırsat yoksa, çevrenizde hiçbir dostunuz kalmamışsa bile yavrunuza ihanet edersiniz(?). Teke tek kalmışsanız, organlarınıza, bedeninize ihanet edersiniz. Ancak fırsatçı kişiler her fırsatta o fırsatın bir daha geri gelmeyeceği yanılgısı ve aptallığı içindedirler.
Bazı anlar vardır. Sanki o an dünyanın sonu gibidir. Kaçan fırsat bir daha gelmeyecekmiş gibidir. İşte tam bu anlardadır: Yolun sonudur sizin için. Ya hep ya hiçtir. İki kötüden biri bile değildir seçiminiz, tek alternatifinizdir karşınızda duran. Her ne denli karşınızda varsa da bir başka haykıran, duyan kim, palavradır o, yalandır, sana ne verecektir, senin bunda çıkarın nedir, bak burada bana 20 santim veriyorlar seninki kaç santimdir.
Kimi zaman inanarak, Kimi zaman zorlanarak Kimi zaman aldanarak Kimi zaman işkence ile Kimi zaman fışkırarak Kimi zaman bulut olarak Kimi zaman hıçkırarak Kimi zaman bilerek Kimi zaman bir damla taviz vermeden ÖLEREK
Karşınızdaki tek alternatife teslim olursunuz.
İhanet tam bu anlarda kapınızı çalar. Şeytan bu anlarda size yavrunuzu teklif eder. Dostunuzun kanlı başı tam bu anda istenir sizden. 20 Santime tam bu anda teslim edersiniz kendinizi. O an bir kahraman gibi duyumsayabilirsiniz de kendinizi. Ama tarih bir gün teslim olduğunuz yerle birlikte çöplüğe atıverir sizi. Sizden çöp bile olmaz. Un ufak olursunuz. Tarihin çelik potalarında erir kaybolursunuz. Adınız bile okunmaz gelecek nesiller arasında. Yok var ise eğer; YOK olursunuz!
Tarihin size verebileceği en büyük ödül, HAİN olarak anılmanızdır.
Hainliğin büyüğü ve küçüğü olmaz. Öyle ki, yalnızca kendi beyninizde bile ihanet etseniz, yine de hainsinizdir. Dilinizle davranışlarınız sürekli olarak çelişir. Siz bu çelişkinin farkına varılmadığını ve çevrenizi aldattığınızı sanırsınız. Oysa adımlarınız sürekli sizi ele vermektedir. Siz kendinizi kendi ellerinizin dışındaki ellere vermekte olduğunuz için, sizi tanıyanlar sizi her adımınızda fark ederler. Siz aldattığınızı sanadurun. Kurtuluşunuz yoktur ve en sonunda yavrularsınız milletin ortasında. Doğan piçinizi saklayacağınız yer yoktur. Hiçbir beze saramazsınız. Hele ki ülkemde yetişen pamuklardan dokunan hiçbir bez, hiçbir kumaş bu piçi kundaklamaz. Kalakalırsınız ihanet ettiklerinizin vicdanı önünde çırılçıplak. Sizi kurtaracak olan yine de ihanet ettiklerinizin insafıdır. Bu fırsatı kaçırmamak, fırsatçılıktan kazandığınız deneyimleri son kez kullanma fırsatıdır. Bazen de kaçırırsınız ve bir alt üst oluş dönemine rastlarsanız, kim vurduya gittiğiniz de olur. Kim vurduya götürdüğünüz kişilerle ödeşmenin de tek yolu olur bu. Ardınızı arayan soran da olmaz. Hizmet ettiğiniz ihanet odaklarının temsilcileri ise, mezarınıza bile gelmez. Yok var ise eğer; YOK olursunuz.
Ben senin ağzına dayadığım biberonla seni büyütmeye çalışırken, sen duyduğun süt kokusuna güvenerek, bana kafa tutmaya kalkarsan, sadece kalkmış olursun. En kısa zamanda da layık olduğun yere oturursun.
Açığa çıkmamış pek az sır vardır yeryüzünde.
"Herkesin önünde yapamayacağın bir şeyi, yalnızken de yapma" demiş Hz.Muhammed.
( Söyleyenlerin yalancısıyım, ama söylenen doğru; "etik" denilen şeyin ta kendisidir bu)
Her zaman Marks'tan mı alıntı yapacağız, bu gün de Hz.Muhammed'ten aldık. İnsanlık yararlı şeylerin toplamını, yararsız şeylerin toplamına karşı savunmaktır bir bakıma.
Herkes Muhammed olur ama "hazret" olmak başkadır, başka!...
İki orospu çocuğundan biri diğerini aşağılıyormuş; “benim annem senin anneni kerhanede görmüş”… Diğeri altta kalmamış; “senin annenin işi neymiş orada?”…
Ben bu denli ihanet öyküsü anlatabilmek için birisine ihanet etmiş olmam gerekir mi? Bokun bok olduğunu anlamak için, boku yemeye gerek var mıdır? Tarih bilimi; boku yemeden boku anlayabilmenin bilimidir.
İşlemediğim bir cinayetten ölüme mahkum edildim. Savunma tanığım; beni kurtaracak olan tanık “başıma bir iş gelir ne olur ne olmaz” diye tanıklık yapmadı. Bu tanık sonradan verem oldu. Bir tek tanık vardı aleyhime tanıklık eden, o da kimi odakların baskısı ile yalan yere tanıklık yapmış, sonraki süreçte gırtlak kanseri olmuş ve mahkemeye başvurarak, vicdan azabı çektiğini, beni yalan yere suçlamak zorunda kaldığını itiraf etmişti. Bu arada “pişmanlık yasasından” yararlanmak için bir yalancı tanık daha ki, “cıgaramdan yanar, suyumdan içer” kendisine yardım etmeye çalıştığım bir şahıs, kendini idamdan kurtarmak için, sözüm ona olay hakkında “itirafçılık” yaparak sahneye çıktı ve bir tek bu adamın ifadesine dayanarak, delilsiz olarak ölüme mahkum edildim. Aynı tanıklar ve delillerle bu gün yargılansam, milyon kez beraat ederim. Hukuksuzluk içerisindeki bir süreçte sonuç öyle oldu. Ben ihanetleri, ihanetlerin en ağırına maruz kalan bir kurban olarak tanıdım. Yoldaşlarının ihanetine, yurttaşlarının ihanetine kurban olarak. İyiliğin , insanlığın, onurun, yiğitliğin, delikanlılığın, devrimciliğin, yurtseverliğin ödülü bazen budur.
Tahsin Saraç’tan bir şiirle noktalayacağım:
asılmış bir al umuttan karagücün korku dalında şu can topraktaki üç fidan ölü. ve artık ölmezliğin son boyutundan göverir yeşil bahar yağmurlarında denizgülü, yusufgülü, hüseyingülü.
ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.
kançiçeği sökünü arkalarından. açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında devrimin kankalesi karşıyaka gömütlüğü. ve gençlik günlerine doymamışlık dağından bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda gezmişgülü, aslangülü, inangülü.
inanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.
karşıyakanın üç gülü yürek dalıma gömülü karşıyakanın üç gülü tüm kançiçekleriyle Göz pınarıma gömülü. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|