SATRANÇ
• 26/6/2008 - HEMEN ŞİMDİ
HEMEN ŞİMDİ Şaire’ye İşte şimdi Canım seni istedi İşte şimdi Bir güneş batıyor kanıma İşte şimdi Sen yoksun yanımda İşte şimdi Bir güneş batıyor kanımda!... İşte şimdi Fabrika çıkışında bir işçi Koltuğunda belki Sekiz saatin biri Gidiyor çocuklarına Sıcak bir akşam ekmeği İşte şimdi Canım seni istedi!... İşte şimdi Gün boyu gezindi Eşindi çırpındı didindi Börtü-böcek solucan Belki bir ot tohumu Belki bir buğday tanesi Gün boyu gagadan Gagaya dökülen dirimdi Gün boyu yavrularına Taşıyıp durdu kuşlar Şimdi yuvalarında Uykuya daldı devinim İşte şimdi Canım seni istedi!... İşte şimdi Bir artı bir eşittir bir kişi İşte şimdi Bir eksi bir eşittir iki sevgili Kim bilir ne zaman sözleşmişti Şu an Hemen şimdi Tam buluşma saati İşte şimdi Canım seni istedi!... İşte şimdi İyice bir akşam yemeği Yenildi içildi İşte şimdi Hamarat bir sevgili İşte şimdi usta bir insan eli Sıcak ve demli Bir çay demledi İşte şimdi Canım seni istedi!... İşte şimdi Alıp gidiyor beni İnceden bir düşünce Çalıp gidiyor beni Bağlamamın tellerince Öpülesi bir efkar Çocuk işçiler gibi Yorgun-argın Geliyor uykular İşte şimdi Canım seni istedi!... İşte şimdi Lacivert sularda yıkadı yüzünü Ve açtı gözlerini gökyüzü Hakkına düşeni bir bir alıyorlar Uzak-yakın tüm yıldızlar Güneşi paylaşıyorlar Ve aşağılarda Lacivert suların yüzü Sere-serpe yıldız ölüsü Ve sevgili soluklarının bireştirdiği Esil esil bir esinti Soluklayıp diriltiyor ölüleri Durulmak duygusuyla dolu dalgaların Durulmamış ve durulmaz kinetiği İşte şimdi Canım seni istedi!... İşte şimdi Mamak’ta bir ozan Ki Akdenizli Ağlarını toplayan balıkçılar gibi Bitirdi bitmemiş şiirleri Gün gitti Devrildi dağların ardına daha yeni Oysa birkaç saat oluyor Koğuşlardan çekip gideli Kim bilir kaç yıl oldu Hücrelere girmeyeli Ve ozan biliyor Gecenin uzun sürüp Günün gecikeceğini İşte şimdi Canım seni istedi!... İşte şimdi sen Sen kim bilir kimdin Sen şimdi esip gelen bir esin Sen şimdi esip giden bir esin Kim bilir nerdedir senin cismin Kim bilir nedir dilin/nedir ismin Bilmiyorum ben seni Nerde buldum nerde yitirdim Kaç bin yıl öncesinden Kaç bin yıl sonrasına değin Ben sadece seni sevdim Sen arkadaş sen dost sen kardeş Sen bir sevgiliydin Sen başladığım Sen bitiremediğim En güzel şiirsin İşte şimdi
Canım seni istedi İşte şimdi Bir güneş batıyor kanımA İşte şimdi Sen yoksun yanımda İşte şimdi Bir güneş batıyor kanımDA!...
24 Eylül 1988-Mamak/ANKARA HÜSEYİN AKTAŞ |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 22/7/2007 - KURUMSALLAŞMA VE KIRIMSALLAŞMA
Federasyonu “kazıyınca” altından dernek çıkar! Derneği kazıyınca insan! İnsan insanı kazıyınca dernekleşmenin eşiğine gelinir. Dernek demek, “toplaşma- bir araya gelme” demektir. Belirli bir amacı paylaşan insanların, sürekli olarak bir araya gelmeleri, toplanmaları yoluyla dernekleşme hareketi başlar. Daha sonra 7 kişiye ulaşınca toplananların sayısı, bu 7 kişi istediği takdirde, il dernekler müdürlüğüne başvurarak, derneklerini kurduklarını ilan etmiş olurlar. Derneği oluşturan insanlar “aynı amacı paylaşıp paylaşmadıklarını” anlamak için, işin başında, birbirlerini biraz “kazımak” zorundadırlar. Birbirlerini kazıdıkça, birbirlerini kazanırlar! Kazandıkça (kazanmak hoş bir duygudur) birlikte başka insanları da kazırlar. Başka insanlar da onları kazımaya başlayınca, dernek yeni üyeler kazanmaya başlar. Büyür dernek. Temsilcilikler açar. Daha da büyür, illere, dillere, dost ellere taşar. Başka illerde kardeş dernekler kurulur. İki-üç-beş derken, bu dernekler de bir DERNEK kurar. Derneklerin kurduğu bu yeni dernek, derneklerin her birinden daha “şişman” bir DERNEKTİR. İşte bu yüzden ona “FEDERASYON” denir! Bundan dolayıdır ki, federasyonu kazıyınca altından dernek çıkar. “Her şey değişir! Değişmeyen tek şey, ‘değişmenin’ bizatihi kendisidir” Bir şeyin içinden çıkan şey, bir şeyle aynı şey değildir; o şey artık “başka bir şey” olur. Çocuğunuzla siz; yumurtanızla civciviniz gibi…. Bu yüzden federasyon da artık dernek değildir. Federasyon “açılış ilkelerine” bağlı kaldığı sürece, “oyun ortasına” doğru “kurumsallaşmak” zorundadır! “Merkezde” gerekli “bataryaları” oluşturmak, “şubelere” yetkin temsilcilikleri atamak,(kurumsallaşma olduğu sürece bu “atamaların” yerini de, “seçimler” almalıdır!) ve rakiplerinin her hamlesinden sonra, kendisinin her hamlesinden önce, kesinkes “durum değerlendirmesi” yapmak, karar oluşturmak, oluşturduğu kararı ÜŞENMEDEN, ERTELEMEDEN, SAVSAKLAMADAN uygulamak zorundadır! Yoksa onu kötü bir “oyun sonu” karşılayacak, ağırlayacak, ağırlaştıracak, “zugzuwanga” sokacak ve “eller yukarı”, teslim alacaktır. Taşları dizmeye derman bile bulamayacaktır!... Tüm yüreğimle söylüyorum ki; Sayın Ali Nihat YAZICI’NIN başkanlığındaki bugünkü federasyonun ve federasyon yönetiminin “kaderine” böyle bir “yazı” yazılmış olmasını asla istemem. Yaptıkları ortadadır. Yapamadıkları elbette onların “zayıf kareleridir” ve serde satranççılık olunca, bazı arkadaşlar da sürekli “zayıf karelere vuruş” yapmaktadırlar. Bu arkadaşların bu “vuruşlarının” da, kendileri için bir zayıflık oluşturduğunu söylemeliyim. Çünkü federasyonun hakim olduğu kareler, bu vuruşları “görmezden gelecek kadar” güçlüdür. Bu arkadaşlar ille de federasyonu yıkıma götürmek istiyorlarsa, federasyonun güçlü olduğu ve “sakin hamlelerle” ilerlediği hatlara saldırmaları gerekir! Örneğin: Satrancın okullardan çıkarılmasını istemeliler(!). Antrenör ve hakem kurslarını engellemeliler(!). İş Bankası ile olan sponsorluk anlaşmasının bozulmasını sağlamalılar(!). Diğer “üniteleri” de kendileri bulabilirler, isteyen arkadaşlar… Aranıza yeni geldim! Belki Venüs, belki Uranüs, çok uzaklardan geldim!! “Bu adam da kim” diye merak edildiğimi bilecek kadar satranç oynarım! Çünkü benim de federasyona “vuruşlarım” oldu zaman, zaman ve federasyona vuran arkadaşlara da “vuruşlarım” oluyor. O halde adaletten yana olduğumu iddia edebilirim!… Benim satranç oynadığım alanlarda UKD hesaplamaları yoktu. Notasyon kağıdını 1999’da tanıdım; 46 yaşındayım. Satranç tahtalarını kendimiz çizdik; h1’in beyaz olduğunu bilmeden. Bayat ekmeklerimizi ıslatıp tuzla karıştırarak kendimiz imal ettik satranç taşlarımızı. Onları bile yasakladılar da, kağıtlara yazdık taşların adını. Turnuva günlerimizin tatile ayarlanması diye bir şey de yoktu, çünkü bir haftamızın, bir ayımızın, bir yılımızın ve bir ON YILIMIZIN günleri hep aynı renkti, tatildi ya da hepsi, yAŞamaK tatildi!...Bunların hiç biri de oyun gücümüzün gelişimini olumsuz etkilemedi, belki de daha bir oyuncu olduk bu sayede! İşte bu nedenledir ki ben, federasyonun oynadığı “sakin hamleleri” gayet net görebiliyorum!... “UKD” diyen arkadaşlar, “NOTASYON” diyen arkadaşlar, HAKLISINIZ ! Bu konudaki eleştirilerinize (ama eleştirilerinize!), eminim ki yetkili arkadaşlar da katılmaktadırlar. Öyle sanıyorum ki, sizlere yanıtları “sorunu çözerek” olacaktır. Bu sorunları inkar edecek kadar dar görüşlü olduklarını, “öldürseniz de” söyleyemezsiniz. Ancak aramızda, bu konudaki eleştirilerini klavyede tuşlarken, federasyonu “tuşa getirdiğini” düşünen arkadaşlar da var. Onlar, bu sorunlar çözüldüğü zaman neyi tuşlayacaklar acaba?! Konuya gelelim: Bu FORUMU bence bu konularla katlediyoruz. Birbirimize aktarabileceğimiz onca deneyim varken. Eğitimle ilgili, eğitim merkezleri ile ilgili, öğrencilerle ilgili, öğrencilerimizin velileri ile ilgili, kulüplerimiz, derneklerimiz, illerimiz, ilçelerimiz… Eminimki her birimizin bu alanlarda paylaşabileceği, “çoğalabileceğimiz” çok şeyimiz vardır. Biraz da oralara yürüsek? UKD ve NOTASYON konusunda eleştiriler artık yeterlidir.( “Ben bu konuya ‘yeterlilik önergesi’ veriyorum”) Eleştirinin amacı “ayırtına vardırmak” olmalıdır. Ayırtına varmayan, yetkililer de dahil olmak üzere, hiç kimse kalmadı bence. Daha fazla bir şeyler yapmak isteyenler, bizzat federasyon binasına kadar giderek bir “işgal eylemi” gerçekleştirebilirler(!). Çekilin oradan, bu işi biz yapacağız, diyebilirler. Öyle sanıyorum ki onlar da, “iyi ki geldiniz, aha bilgisayar, aha orda sonuçlar, atıp tutacağınıza yazın-girin bakalım şu sonuçları” diyebilirler!! Biraz daha SABIR bence! “Kaplumbağa yedi senede bir dağ aşmış da, ‘yürüyen yiğide yol mu dayanır bre’ demiş”… Sayın Yetkililer! Özerk bir kurum olma aşamasında olan örgütünüz, kurumsallaşmanın gereği olan organları oluşturmada, geç kalıyor izlenimi vermektedir. Çağdaş örgütlenmelerde bireyler değil, organlar çalışır. “Masalar” çalışır! “Temsilciler” değil, “temsilciLİnKler” vardır! “Kahramanların” çağımızı kucaklayacak güçleri tükenmiştir! Kahramanların da FEDA-KARLIKLARINA mutlak gereksinim vardır ama, devir “konumsal” devirdir! Ya hep beraber “kahraman” olacağız ya da hep beraber “konumsal” oynayacağız!! Ve bir organ görevini yapmıyorsa onu kesip atmakta geç kalmak, gövdeyi kaybetmeye kadar gider ki; hiç birimizin ve bu halkın, kaybetmeye ne zamanı ne de tahammülü vardır! Bu izlenimimde yanıldığımı, tez zamanda görmek isterim! Olayları bireylerin göğüsleyemez olduğu yerde, kurumsallaşma kaçınılmaz olur. Kurumsallaşmanın olmadığı yerde (bazen de olduğu yerde!), "kırımsallaşma" başlar. Kırımsallaşmanın olduğu yerde kırılganlıklar artar. Kırılganlıklar artınca kimse kimseyi “kazımaz” olur. Kimse kimseyi kazımayınca, kimse bir şey kazanamaz. Kazanmak zorundayız, kazanmak zorundasınız, kazanmak zorundalar!!... Ben sözcüklerden “fiil çekimlerine” geçmiş bulunuyorum! Herkese kolay gelsin! Saygılarımla…
|
|
| |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|